English Arabic German Turkish

Özel Haber

 

  Ana Sayfa     Foto Galeri     Video Galeri     Mahalmi Sözlük     Şiirler     Aydınlarımız     Mahalmi Edebiyatı  
  You are here:  Anasayfa Köşe Yazarlarımız
KÖŞE YAZARLARI
ENDORFİN VE SÜMÜK KALBE İYİ GELİR PDF Yazdır E-posta
Yazar Yahya Oğuz   
Perşembe, 16 Mayıs 2013 15:53

 ENDORFİN VE SÜMÜK KALBE İYİ GELİR
 Bu yazıyı sadece çok değerli olmayan boş vaktiniz varsa ve kadife bir mideye sahipseniz özellikle yemekten bayağı sonra okumanızı tavsiye ederim. Abuk sabuk şeyler anlatacağımı önceden bilmeniz sizi okuyup okumama konusunda muhayyer bırakacaktır...

Pazar, 23 Haziran 2013 12:00 tarihinde güncellendi
 
DERSHANE MEZUNU PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Cumartesi, 23 Mart 2013 16:41

Kahve de bayağı gecikmişti. Sabırsızlığın dışavurumunu engelleyemeyen insanların yaptığını yaparak telefonla oynuyor, saatin kaçı gösterdiğini inceliyor, çevreme bakınıyordum. Görünüşe göre canı sıkkın bir tek ben değildim. Karşımda oturan genç, ara sıra tavana bakıp bir şeyler düşünüyor ve dudaklarını oynatıyordu. Masada tek başına oturmuş, elindeki kalemi kah parmağının uçlarında çeviriyor, kah havada perende attırıp tekrar tutuyordu. Aslında bu iki hareketi sırayla yaptığını söyleyebilirim. Bir hareketten sıkılınca ötekine geçiyordu. Sonra kalemini iki parmağının ucuyla kavrayıp masada bir şeyi işaretliyordu. Dikkatlice baktığımda masanın üzerinin boş olduğunu fark ettim.

Cumartesi, 23 Mart 2013 17:33 tarihinde güncellendi
 
BAHARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ PDF Yazdır E-posta
Yazar Yahya Oğuz   
Cuma, 11 Ocak 2013 15:00

İnsan tahayyülündeki cennet tasavvuru çoğu zaman bir bahar resmi olarak ortaya çıkar. Zaten ‘cennet’ kelimesi kelime kökü itibariyle ‘bahçe ‘ anlamındadır. Yemyeşil olmayan bir bahçenin güzelliğini de iddia edemeyiz. Yeşil ise baharın rengidir.

Basitçe herkesçe bilinen yönüyle yeniden diriliştir bahar. Nazarlarımızla doğanın coşan yüzüne hayretlerle bakıyoruz. Zaten hakikat de bunu gerektirir. Bu en güzel sanata hayret etmeyen göz ya kördür ya da kadirbilmezdir. Ama yine de rengârenk kır çiçeklerinden,  garip böceklerden, mart kedilerinden bahsetmeyeceğim.  Size mükemmel sanatın en mükemmel diğer bir sanat olan insanda tezahürüne değineceğim.

Pazar, 23 Haziran 2013 11:52 tarihinde güncellendi
 
BEN DE ORADAYDIM PDF Yazdır E-posta
Yazar Yahya Oğuz   
Cuma, 11 Ocak 2013 15:00

En cömert mevsimindesin zamanın ey çocuk. Sendedir henüz kirletilmemiş saf mücevherler ve temiz sayfalar. Görenlerin gıpta ettiği bir beldede uyandın! İnan bana ben de oradaydım.  Çamaşırcı kadınların çocuklarının kirli bezlerini yıkadığı, o zamanlar bana muazzam görünen o ölü gölü yardım. Sarardım boğulurken çocuklar orada. İyi hatırlarım köy matemlerini.  Kahrın diz boyunu geçtiği ama sabrın galip gelip pek az kimsenin öldüğü günlere de aşinayım.

Yüzüme bir yabancıymışım gibi tuhaf bakma, ben de oradaydım. Bak, ben simana bakınca kimlerden olduğunu sorma gereği bile duymuyorum. Orada, lastik ayakkabım ve yamalı pantolonumla kim bilir kaç bin kere arşınladım köyünün sokaklarını. Minaresine çıkınca sanki dünyanın en yüksek noktasına çıkmışım gibi karınca gibi gördüm gelip geçen kalabalıkları. Cami meydanında oturmuş tütün sarıp gelip geçeni seyreden, soran yaşlıların muhabbetine doydum. Akşam ezanları abbara duvarlarında yankılanırken kırlangıçların ve güvercinlerin telaşlı neşesini de bilirim.  Özellikle ramazanlarda akşam ezanlarından sonra oluşan tüm günün yorgunluğunu kovan o sessizliği özlerim.

Pazar, 23 Haziran 2013 11:52 tarihinde güncellendi
 
EKSİK KALAN PDF Yazdır E-posta
Yazar Yahya Oğuz   
Cuma, 11 Ocak 2013 14:58

 

Sabahın ilk saatleriydi. Bir sokaktan geçiyordum.  Biraz sonraki yokuş ana caddeye çıkıyordu. Az ilerde cicili elbiseler giymiş on-oniki yaşlarında iki kız çocuğu konuşmalarından halaları olduğunu anladığım bir kadınla konuşuyorlardı. Kadın biraz önce açık bıraktıkları bahçe kapısında duruyor ve onları gitmemeleri konusunda uyarıyordu. İçi dışarıdan görülen bahçenin gölge yerinde bayanların çay sohbetleri için tanzim edildiği anlaşılan bir masa ve sandalyeler duruyordu. Yalnız, yeni olduğu anlaşılan bir dağınıklık vardı. Sandalyeler devrilmiş ve her şey toz toprak içindeydi.  Kızların halaları kızlardan bu dağınıklığı toplamalarını istiyordu. Oldukça varlıklı oldukları şımarıklıklarından iyice anlaşılan kızlar sanki kimseyi duymamış gibi gülüşerek uzaklaştılar. O esnada altı yaşlarında, dudağına ruj sürmüş başka bir kız çocuğu sokağa çıkmış; kendisini beklemeleri için peşlerinden ağlıyordu. Oradan geçerken aklıma ister istemez küçük kızım geldi. Henüz iki yaşını yeni bitirmişti ve ilk çocuk olması nedeniyle oldukça şımartılmıştı.

Pazar, 23 Haziran 2013 11:53 tarihinde güncellendi
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_counterBugün12
mod_vvisit_counterDün417
mod_vvisit_counterBu Hafta898
mod_vvisit_counterBu Ay7905
mod_vvisit_counterToplam1294884
Şu anda 82 ziyaretçi çevrimiçi
Top